Kafamızdaki yasaklar

yasaklar

 

Yasakların ardı arkası kesilmiyor. Kültürel, sanatsal ve müzikal bakış açımızı politikleştirmenin zamanı gelmedi mi? Geçmiyor mu? Yasaklara karşı koymak için işe kafamızdaki yasakları kaldırarak başlayalım. Salgın günlerinde mağdur pozisyonuna düşenlerin başını müzik emekçileri çekmişti. Zor zamanlarda bu kesimin örgütsüzlüğü her zamankinden daha fazla açığa çıkmış; salgın gibi güçlü bir bahaneyi eline geçiren muktedirler de amaçları uğruna (müzik yasakları türünden) ellerinden geleni artlarına koymamışlardı.

Şimdi de konserler-festivaller yasaklanıyor, olmadık nedenlerle birileri hapse atılıyor. Yeni bahaneler mi? Uyuşturucudan “toplumun huzuruna” değin bahane çok... Bahane çok da, bizim cephede değişen bir şey yok İzleyicisinden organizatörüne, müzisyeninden teknik elemanına: yasakların mağdurları; yani salgın döneminde örgütsüzlüğünden ötürü perişan olan müzik emekçileri… Giderek artan baskılar karşısında hâlâ hazırlıksızlar.


Eğlence olarak görünen bu sosyalliği kontrol mücadelesinde daha etkili olabilmek için, iki farklı yaşam tarzını karşı karşıya getirerek siyasetini kurtarmaya çalışanların oyununa oyuncu olmadan bakmaya çalışalım; kıstırılmışlığımıza çözüm olma ihtimali peşinde. Öncelikle iktidarın uygulamalarını “keyfi” olarak değerlendirmeden, dayatmaların karşısına, duygusal inatlaşmaların ötesine geçelim.


Zira iktidarın uygulamalarının başka bir anlamı var. Arkasındaki oy desteğinin azalması, kaybın tarikatlarla telafi edilmesi başta geliyor. FETÖ’den boşalan yere aday tarikat ve cemaatler doğası gereği iktidarla yakın çıkar ilişkisinde. Hatırlarsınız, siyasal İslam iktidarını pekiştirinceye kadar takiye yapmış, demokrat görünmeye çalışmış; solcu geçinen liberali “kandırmıştı.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.